Gönül Dili

Posted by Murat Yılmaz on Tem 7th, 2007
2007
Tem 7

GÖNÜL DİLİ

  Boy Beyi, karşısında sessizce ve sabırla bekleyen kıza baktı. Oturmasını işaret ettikten sonra kendisini neden görmek istediğini sordu. Yoğun çalışan bir yönetici olduğu için genç kızı bekletmek zorunda kalmıştı.

“Efendim, ben Sumas’a gitmek için görevlendirme isteğinde bulunmak üzere geldim,” dedi kız.

Adam “Bu devirde her genç Sumas’a gitmek istiyor,” dedi hayıflanarak. “Neden başka bir gezegen değil de Sumas?” diye sordu.

Genç kız söyleyeceklerini kafasında bir kez daha tartarak, “Çünkü mesleğim ile ilgili yeni gelişmeler ilk önce Sumas’ta ortaya çıkıyor,” diye başladı. “Gezegenimiz Sueli yeni gelişmeleri sonradan takip etmek zorunda kalıyor. Bir süre orada kalıp tekrar geri döndüğümde gezegenler arası iletişimde, Sueli’in yeterli bilgi seviyesine erişmesine katkıda bulunmak istiyorum,” derken adam bakışlarını kızdan kaçırarak elini “Yeterli,” anlamında salladı.

Tamer Bey, başında bulunduğu boy olan Odalı’ya ait bir çok gencin sadece daha iyi şartlarda yaşamak için başka gezegenlere gitmek istediğinin çok iyi farkındaydı. Aslında onların bu düşüncelerinde fazla kusur bulmuyordu. Çünkü Sueli’nde toprak azdı. Nüfus gün geçtikçe artmaktaydı. Gezegenin yüzde seksen yedisi denizlerle kaplı olduğundan maden ve diğer yer altı zenginlikleri de yok denecek kadar az olunca başka çare de kalmıyordu.

Gezegende kudretli boylar vardı. O soylara ait gençler daha iyi şartlarda yaşıyorlardı. Gezegenin en önemli geçim kaynağı olan, dış gezegenlerden gelenler için düzenledikleri, sualtı avcılık gezilerinden elde edilen kazancın büyük bir bölümü güç sahibi boylarda kalıyordu.

Adam kızın elinde tuttuğu belgeleri istedi. Aralarından özgeçmiş belgesine dikkatlice göz gezdirdi.

Ay Bilen, Odalı Boyu
Yedinci Sarmal, Kuzey-Doğu Girişi, Sağ Kol, Yüz Dördüncü Ocak  aybilenodalı7KDSaK104

Kişisel Bilgi: 

Evlilik durumu : Bekar

Yaş        : 24

Doğum Yeri              : Yedinci Sarmal

Babası                    : Tümeneri Bilen

Annesi                : Şenay Bilen

Kişisel Ülkü:

Gezegenler arası veri iletimi konusunda uzman olmak ve gelecek kuşaklara faydalı eserler bırakmak.

İş deneyimi:

1- Örülü Bağ Dış Anahtarlar Uzmanı

İlk iş deneyimi. Yüksek hızda verinin sarmallar arası aktarımı esnasında omurgaya yerleştirilen yeni nesil anahtarın üretilmesi işinde çalıştı.

2- Yedinci Sarmal Ana Veri Yönlendiricisi Baş Denetçisi

Şu an sürdürdüğü iş. Diğer sarmallardan gelen verinin Yedinci Sarmala dağıtılması ve diğer sarmallara veri gönderimindeki yol bulucuların çalışmasını denetlemek ve geliştirilmesi çalışmalarında danışmanlık yapmak.

Eğitimi:

Yedinci Sarmal Temel Eğitim Okulunu bitirdikten sonra yine aynı sarmalda Işık Bilimleri İleri Okulunda Veri Bağları bölümünü bitirdi. Eğitiminin son iki yılında yapılan değerlendirmede iki yıl üst üste okul üçüncülüğüne erişti.

Yetki belgeleri:

Sarmallar Arası Çalışma Yetkisi

Veri İletim Hatları Uzman Belgesi

Veri Aktarım Anahtarları Uzman Belgesi

Veri Yönlendiricileri Uzman Belgesi

Örülübağ Altyapı Oluşturma Uzman Yetki Belgesi

İlgi alanları, etkinlikler:

Diğer gezegenlerden gelen sözcüklerin yerel dildeki karşılıklarının üretilmesi çalışmaları.

Gezegen tarihi konusunda öz gelişim çalışmaları.

Gönüllü çalışma deneyimi:

Sarmalaltı Yaşam Destek Düzeneklerinin yenilenmesi çalışmalarına katılma

Bildiği diller:

Yakın gezegenlerden, Sumasça ve Koruca,

Diğer sistem gezegenlerinden, İstarca ve Kaledili

Güvenlik:

Güvenlik kaydı değiştirilmemiştir.

İş evreleri:

Tekbiçim evreler.

Aldığı ödüller:

Dil Koruyucusu elli birinci ödülü

Düşküleri:

Sarmal öncesi tarih hakkında çalışmalar yapmak, Ulu Orman gezisi yapmak. Ata binmek.

Anlaşıldığı kadarıyla genç kız işi konusunda oldukça yetenekliydi. Ayrıca yerel dil konusundaki hassasiyeti de adamın hoşuna gitmişti. Duyarlı bir yurttaş olduğu belliydi. Sumas dilini konuşabilmesi orada fazla zorlanmayacağı anlamına geliyordu.

Tamer Bey diğer belgeleri de hızlıca okuyarak masasının kenarına bıraktı. Kendisine soran gözlerle bakan kıza dönerek, “Tamam,” dedi. “Sueli Dış İlişkiler yönetimi ile konuşacağım. Ama biliyorsun sınavlarda başarılı olamazsan hemen geri geleceksin.”

Ay Bilen’in sevinci gözlerinden belli oluyordu. Teşekkür ederek Boy Beyinin yanından ayrıldı.

* * *

Gezegenler arası taşıma gemisi Birinci Sarmal yakınındaki limandan havalandıktan az bir süre sonra uyarı ışıkları söndü. İsteyen yolcular odalarından çıkıp geminin kenarındaki saydam bölüme gittiler. Ay Bilen ilk defa böylesi bir gemiye bindiği için bu fırsatı kaçırmadı. Kısa bir süre için de olsa yurduna tepeden bakmanın hazzını tatmak istiyordu.

Gemi çekim-düzen uyumunu sağlamak üzere bir süre yerden fazla yüksek olmayan bir seviyede beklemek zorundaydı. Bu işlem havaküreden ayrıldıktan sonra bir kez daha tekrarlanacaktı.

Kırk yolcu kapasiteli, oval şekilli ve basık biçimli gemi, birbiri üzerine kapanmış iki uzun tabak gibiydi. Kenarları çepeçevre saydam malzemeden yapılmıştı. Genç kız kendisi gibi meraklı diğer yolcularla birlikte saydam kenardan aşağıya baktı.

Geminin tam altında büyük su kütlesi görülüyordu. İlerde Sueli, tüm azameti ile seyredilebiliyordu. Gezegendeki en büyük ve yerleşime açılabilen tek kara parçası Sueli’ydi. Zaten gezegene de bu adanın adı verilmişti.  Az sayıda olan diğer karalar çok küçüktü ve bir çoğu zaten etkin yanardağlardan oluşmaktaydı.

Ay Bilen şehirleri seçmeye çalıştı. Bulunduğu yerden üç tanesini görebiliyordu. Diğer dördü batıda, ufkun ardında kalmaktaydı. Şanslıydı ki, birinci ve yedinci sarmallar birbirine yakındı. Ulu orman yerleşim yerleri arasında uçsuz bucaksız uzanıyordu. Şehirler hep deniz kıyılarına yapılmış, ilk kurulan şehirden sonra sırasıyla güney doğuya doğru giderek numaralandırılmışlardı.

Büyük göç sırasında Sueli’ne ilk yerleşenler, mevcut havanın zor solunması nedeni ile önceleri kıyıya yakın sığ denizlere inşa ettikleri yaşam alanlarında hayatlarını sürdürmüşlerdi. O günlerdeki yapılardan geriye bir tek kalıntı bile kalmamıştı. Daha sonraları bir asır süren gezegen ıslah çalışmaları sonucu dev bir ada olan Sueli yerleşime uygun hale getirilmişti.

Gezegen üzerindeki şehirlerin hepsi sarmal biçimde inşa edilmişlerdi. Ortada boş bırakılan şehir meydanından dışa doğru sekiz yol açılmış, meydanın kenarında halkın geneline hizmet eden yapılardan başlayarak, ocak denilen ev toplulukları sırayla dizilmişti. Yukardan bakıldığında oldukça düzenli bir tasarımın yapıldığı hemen dikkati çekiyordu. Şehirlerin şeklinin, denizlerde bol miktarda bulunan yuvarlak, yassı ve sarmal kabuğa sahip bir tür salyangozdan esinlenerek oluşturulduğu en çok kabul edilen görüştü.

Yuvarlağa çok yakın bir şekle sahip olan Sueli adasında bir tane dağ bulunmaktaydı. O da etkin bir yanardağ olan Kor dağdı. Yerleşimin devam ettiği üç bin yıl boyunca püskürmesi sürekli kontrol altında tutulmuştu. İlk zamanlarda bazı zararları olmuş ama sonradan vurulan sondalarla damarlarındaki lavların emilerek denize akıtılması çalışmaları ile püskürmelerin etkisi yok denecek kadar azaltılmıştı. Tehlikenin hiçbir zaman tam anlamı ile ortadan kaldırılamayacağı anlaşıldığından, sürekli yeni sonda teknikleri ve halk için güvenlik önlemleri geliştirilmekteydi.

Şehirlerin deniz kenarına yapılmasının nedenlerinden birinin de bu güvenlik önlemlerinden biri olması ihtimali çok yüksekti. Aradan geçen binlerce yıl boyunca hem kendileri için hayati önem taşıyan Ulu ormanın korunması hem de herhangi bir beklenmeyen yanardağ püskürmesi olasılığına karşı, şehirlerle dağ arasında kalan orman içine bina yapılması kesinlikle yasak olmuştu.

Uyarı ışıklarının yanması ile birlikte tiz bir ses gemi içinde yankılandı. Ay Bilen diğer yolcularla birlikte istemeyerek odasına doğru gitti. Yan odada yolculuk etmekte olan yaşlı adam kapısının önünde çıkmış çevreye bakınıyordu. Tahminen yetmiş yaşında olduğu söylenebilirdi. Adam, kız yanına gelince “İlk defa dışarı gidiyorsunuz anlaşılan,” diyerek nezaket göstermeye çalıştı.

Genç kız kapısını açacak ışıklı şerit üzerinde elini gezdirirken yaşlı adama döndü ve gülümseyerek “Evet, aşağıda muhteşem bir görüntü var,” diye cevapladı. Adam da ona gülümsedi ve hiçbir şey söylemeden odasına girdi.

Gemi yolcuları koltuklarına yapıştıran bir ivmeyle göğe doğru fırladı. Hiç motor gürültüsü veya titreşim olmadığı halde ivmenin etkisi nedeniyle aracın hızla yol aldığı fark edilebiliyordu.

Genç kız ilk kez böylesi hızda yolculuk ettiği için biraz korkmuştu. Başka bir şeyle ilgilenmek için çevresine bakındı. Masanın üzerindeki alan okuyucusunu görünce oyalanmak için biraz onunla oynamayı düşündü. Cihazın Sumas malı olduğu her halinden belliydi. Sanat eseri kadar göze hoş gelen bir tasarıma sahipti. Avuç içine sığacak kadar küçüktü ve yuvarlak hatlara sahipti. Sueli’ndekiler dört köşeli kutular şeklinde çekici olmayan cihazlar olmasına rağmen bu alan okuyucusu şeffaf mavi rengi ve dokunulduğunda parlayan denetim tuşları ile insanda beğeni uyandırıyordu.

Okuma tuşlarına dokunduğunda odanın içi rengarenk oldu. Hemen gözlerini kapayıp çevresini seyre daldı. Kendi gezeninde su altında gezintiyi canlandıran gezintilik bir canlandırma onu korkusundan uzaklaştırdı.

Cihaz doğrudan beyne bilgi gönderebiliyordu. Önceden kaydedilmiş alan görüntüleri insan beynindeki görme ve duyma merkezlerinin anlayacağı sinyaller haline getiriliyordu ama bu tür cihazların yayınlarını görebilmek için önceden omurilik üzerindeki bir yere okuyucu ile iletişim kuracak bir cihazın yerleştirilmiş olması gerekiyordu. Maşa adındaki beyin uyum cihazları genellikle çocuk yeni doğduğunda hemen yerleştiriliyordu. Sueli’nde eğitimler genelde alan okuyucular yardımıyla yapılırdı. Ay Bilen, bazı tutucu ocaklarda çocuklara maşa takılmadığı ve cihazla ilgili kararı büyüyünce çocuğun kendisi verdiği için o ailelerde genellikle eğitim eksikliği yüzünden toplumsal sorunlar görüldüğünü duymuştu.

Kütlesel ve akım çekimleri ilkeleri ile çalışan kaydediciler, çekim alanlarının verisel kaydını tutuyorlardı.  Alan okuyucu adı verilen cihazlar ise daha küçük yapıları ile kayıtlı verilerin izlenmesine yardımcı oluyorlardı. Kaydedicilerin özelliklerine, daha doğrusu büyüklüklerine göre küçük bir odadan başlayarak büyük şehirlere kadar çeşitli ölçeklerde alan kaydetmek mümkündü. Cihazlar sadece geometrik uzayı değil, hareketleri, ışığı ve sesi de örnekleyebiliyorlardı.

* * *

Kapısının uyarı sesini geç fark ettiğini anladı. Çünkü sesin ve ışığın tonu değişmişti. Alan okuyucusunu kapatıp kapıya koştu. Komşusu yaşlı adamı kendi odasına girerken görüp arkasından seslendi. “Siz miydiniz?”

Adam dönüp “Aaa. Evet,” dedi. “Size soracaktım küçük hanım,” Sanki ne söyleyeceğini iki kere düşünüyor gibi konuşuyordu.

“Nasıl yardım edebilirim?”

Adam hızlıca ve hiç teklemeden “Alan okuyucuma bakıp bana ileti gelip gelmediğini söyleyebilir misiniz?” diye sordu. Adamın konuşmasında da suskunluğunda da bir tuhaflık vardı.

Kız şaşırmıştı. Sonra birden garipliğin nedenini anladı. Sumasça olarak “Dilimizi çok iyi konuşamıyorsunuz anlaşılan,” dedi.

Adam, genç kızın Sumasça konuşabildiğini anlayınca birden rahatladı. Artık biraz önceki zavallı adam gitmiş yerine güzel konuşan, gülümseyen ve aklı başında bir adam gelmişti. “Sizin dilinizi bir türlü öğrenemedim. Biraz önce sizden iletilerime bakmama yardımcı olup olamayacağınız konusunda ricada bulunmaya gelmiştim ama siz kapıyı biraz geç açınca ezberlediğimi de karıştırdım. Kusuruma bakmayın,”

“Aman efendim, ne önemi var. Yalnız merak ettim. Sizin şey…” diyerek işaret parmağını kendi boynuna dokundurdu.

Adam kızın ne demek istediğini anlamıştı. “Maşayı soruyorsun. Bende olmadığı için sizi rahatsız ettim,” diyerek kendi odasını davetkar bir ifade ile gösterdi.

Kız adamın yanından geçerken, “Daha önce hiç maşasız biri ile tanışmamıştım,” diyerek gülümsedi. Odanın ortasındaki masanın üzerinde kendi odasındakinden daha güzel bir okuyucu görünce gözleri parladı. İçinden “Şu Sumaslılar ne kadar da şanslılar,” diye geçirdi.

Adam bir açıklama yapma gereği hissederek, “Senin yaşlarında iken bir kaza geçirdim. O zamandan sonra bir daha şu minik alet olmadan alan okuyucuları kullanamıyorum,” diyerek cebinden çıkardığı ince siyah kablolara sahip parmak büyüklüğündeki cihazı gösterdi. “Ama ne yazık ki benim için özel yapılan bu cihazın üç günde bir doldurulması gerekiyor ve ben şarj cihazını yanıma almayı unutmuşum,” diyerek çaresiz bir mimik hareketi ile yaşlılığından dem vurdu.

Ay Bilen alan okuyucusunu avucuna alıp adeta okşarcasına dokunmaya başladı. O zaman anladı ki elindeki cihaz aynı zamanda kaydetme özelliğine sahipti. Ailesi pek zengin olmadığından bu tür aygıtları pek kullanamazlardı. Kardeşlerinden bazıları, ocağa ait duvara sabitlenmiş genel okuyucudan başkasını görmemişlerdi bile. Aslında bütün sorun cihazın içinde kullanılan mavi kristal işlemcilerin Sueli’nde yapılamamasından kaynaklanıyordu. Sumas veya Koru’dan getirtilen işlemciler de çok pahalı oluyordu. Gerçi Koru’nun ürünleri pek sağlam çıkmazdı ama en azından Sumas’tan gelenlerden daha ucuzdu.

Adama dönüp, “Üzüldüm,” dedi. Sonra sözlerinin tam anlaşılmadığını düşünerek “Kaza için,” diye ekledi. Okuyucunun tuşlarına dokunarak iletilerin listesini dinledi. “Üçü yeni dört iletiniz var,” dedi.

Yaşlı adam “Yeniler,” diyerek başını hafifçe eğdi.

Ay Bilen beyninde yankılanan iletileri dinlemeye başladı. Arada cihazı durdurup adama açıklama yapıyordu. Kayıtların netliği karşısında hayran kalmıştı. Bu elindeki cihaz gerçekten pahalı bir şey olmalıydı.

“Mmm. Oğlunuz sizi merak etmiş. Sakalları ilginç doğrusu. Yanıt işareti talep ediyor. İsterseniz hemen göndereyim,” Adamdan olumlu cevap geldiğinden yeşil tuşa dokunarak mesajın alınıp okunduğuna dair bir yanıt işareti gönderdi. Sonra yine gözlerini kapatarak bir sonraki iletiyi seyretmeye koyuldu. “Mmm. Bay Oroni Kimon,” bu arada kız adamın adının Kimon olduğunu öğrenmiş oldu. “Sueli’nden dönüşünüzde sizi ziyaret etmek isterim. Umarım beni hatırlamışsınızdır.” Cihazı durdurarak “Yirmi beş veya otuz yaşlarında sarı saçlı bir adam,” diye görüntünün tarifini yapmaya çalıştı.

Kimon “Asor olmalı,” diye tahmin yürüttü.

Ay bilen devam etti. “Mmm. Bana verdiğiniz ödevi bitirdim. Görüşmek dileğiyle. Bitti. Diğer ileti Sueli gezi başkanlığından. Size gezegenimize yaptığınız ziyaret için teşekkür ediyorlar.”

Adam göremiyordu ama kızın hayalindeki ileti listesinde önceden okunmuş olan mesajın başlığı yazılı olarak görülebiliyordu. Kızın gözü bir an o iletiye takıldı. Alan Kopyalama! Dördüncü deneme başarı… Ay Bilen okuyucuyu durdurup masaya bıraktı. Adam o sırada çantasından çıkardığı tahta bir kutuyu masanın üzerine koymuştu.

Kız içeri girdiğinden beri ayakta olduğu için kıza oturmasını işaret edip kutunun kapağını açtı. İçinde ince ve iki uzun kenarından kıvrılmış kahverengi çubuklar vardı. Odayı birden bire lezzetli baharat kokusu doldurmuştu. Kimon “Çok lezzetlidir,” diyerek ikram etti. Kız çekinerek bir tane aldı. Çubuğu dişlerinin arasında kıstırarak ufak bir çentik koparıp çiğnemeye başlayınca adamın haklı olduğu anlaşıldı.

“Adı nedir?” diye sorarken büyük bir ısırık daha kopardı.

“Ferçep,” dedi adam. Kelimenin sonundaki p sesini özellikle vurgulamıştı. Kız Sumasça’da kelime sonunda vurgu olmadığını bildiğinden yiyeceğin başka bir gezegene ait olduğu sonucunu çıkardı. Tam bunu sormayı düşünürken ağzından “Nasıl olmuştu?” kelimeleri döküldü.

Yaşlı adam anlayışlı bir tavırla “Kazayı mı soruyorsun?” dedi. Kız ağzında ferçep parçası olduğu halde boğuk bir sesle “Merakımı bağışlayın,” deyince büyük koltuğa oturup nereden başlayacağını düşündükten sonra anlatmaya başladı.

“Yirmi üç yaşımda Zehon’a gitmiştim. O zamanlar ticaretin yeniden başlamasının ilk zamanlarıydı. Ben de Sumas’tan yola çıkan bir ticaret ekibinde haberci olarak gitmiştim. Görevim oradaki izlenimleri kaydetmekti. Yanımda götürdüğüm alan kaydedici yeni üretilen bir modeldi. Zehon limanında indikten sonra güvenlik taramasından geçerken kaydedici bozulmuş. İlk çalıştırdığımda gariplikler hissettiğim halde sorunu fark etmedim ama ikinci çalıştırmadan sonra gözümü hastanede açtım. Meğer cihaz boynumdaki maşa ile etkileşime girip beynimin her hücresine aynı anda uyarılmasına yol açmış. Böyle bir deneyimi evrendeki hiçbir insan yaşamamıştır. Kendimden geçmişim ama duyumsadığım huzuru bu gün bile anımsayabiliyorum. Beni hastaneye götürenlerden duyduğuma göre cihaz benim bir anda yere yığılmama sebep olmuş. Yanıma koştuklarında yüzümdeki ifade anlatılamazmış. İçimdeki huzur yüzüme yansımış. Beni o halde gören herkes ondan daha dingin ve mutlu bir yüz görmediklerini söylemişlerdi. İşin kötü yanı o gün maşayı çıkarmak zorunda kalmışlar. Yoksa başka türlü yüzümdeki mutlu ifadeyi silememişler.” Adam son sözlerini söylerken muzip bir şekilde gülümsedi.

Kız “Gerçekten ilginç bir deneyim yaşamışsınız, başka etkileri oldu mu?” diye sordu.

Kimon “Eğer kalıcı rahatsızlıklardan bahsediyorsan, olmadı. Yalnız iyi etkileri olduğunu söylemem gerek sanırım. Dört yıl sonra evren kentler tarafından paylaşılamayan bir bilim adamı oldum, şu gördüğün cihaz konusunda şu an bile hem çalışıyor hem de dersler veriyorum,” diyerek alan okuyucusunu gösterdi.

Kız evren kent sözlerini duyunca içinden gururlandı. Bu sözcükler kendi dilinden diğer gezegenlere geçen az sayıdaki kelimelerdendi. Adamın ikramı ile kutudan bir çubuk daha alırken, “Ama maşa kullanamadığınızı söylemiştiniz?” dedi.

Adam “Ne demek istediğini anlıyorum,” dedi. “Maşa olmadan alan kayıtları konusunda nasıl ders verebilecek kadar uzmanlaşabildiğimi merak ediyorsun. İlk zamanlar ben de zorlanmıştım. Biraz şeye benziyordu. Mmm. Sağır bir bestekarın muhteşem müzik eserleri vermesine benziyordu. Muhteşem diyorum çünkü yaptıklarıma ve düşündüklerime ben bile şaşırıyordum. Daha birkaç yıl öncesinde sıradan bir haberciyken başıma gelen o kazadan sonra Sumas’taki sayılı bilim adamları arasına yerleşmiştim. Bence geçirdiğim rahatsızlıktan sonra beni bu duruma düşüren sebepleri araştırmam, konuya yatkın ve yetenekli olmam nedeni ile böyle bir sonuca yol açmıştı. Ama başkalarına göre kaza sonrası bende köklü değişiklikler olmuş ve zincirleme bir zihin genişlemesiyle, konusunda uzman bir bilim adamı oluvermiştim. On beş yıl önce de şu uyumlaştırıcıyı icat ettim,” diyerek yine siyah kablolu cihazı gösterdi. Sonra seslice bir kahkaha atarak “Şimdi de iki mesaj okumak için senin gibi güzel bir kızın yardımına ihtiyaç duyuyorum,” dedi.

Ay Bilen “Aman efendim,” dedi. “Yolculuk en az dokuz saat sürecek, yapacak bir şeyler bulmak ne kadar güzel,” diyerek ailesinden gördüğü terbiye üzerine yabancıya karşı nezaketini abartarak adamı cevaplamaya çalıştı. Aslında aklı hala dördüncü iletiye takılıp kalmıştı. Alan Kopyalama!

Kimon kıza bütün ferçepleri yiyebileceğini söyledikten sonra “Sen neden Sumas’a gidiyorsun?” diye öylesine sordu. Aslında genç kızla konuşmayı istediği her tavrından belli oluyordu. Yaşlı ama sohbeti seven bir adamdı anlaşılan. Bu yolculukta kendisi ile ilgilenecek birini bulduğu için mutlu görünüyordu.

Genç kız da aralarındaki sohbetin biraz daha koyulaşmasını istemiyor değildi. Bir pundunu denk getirse Alan Kopyalamayı sormayı düşünüyordu. Ama şimdi sorması utanılacak bir duruma düşmesine sebep olabilirdi. Ne de olsa adam o iletiyi okumasını istememişti. Sadece başlığa göz attığını düşünerek suçluluk duygusunu hafifletmeyi denedi ama özel dikkat göstermeseydi ileti başlığını okuyamayacağını biliyordu. Ama iş işten geçmişti. Şimdi okuduğu kelimeler kafasını kemiriyordu.

“Sumas’a eğitim için gidiyorum. Sueli elçiliğinde bir süre kaldıktan sonra başarabilirsem bir evren kente kaydolmayı düşünüyorum. Eğer bir ay içerisinde başarılı olamazsam geri dönmem gerek. Evren kentlerinize dışardan gelen öğrencilerin çetin sınavlardan geçirilerek, kazanabilirlerse kayıt edildiklerini duymuştum,” Kız biraz kırılmış görünerek, “Neden böyle yapılıyor anlamış değilim, sanki eskiden aynı dünyanın insanları değil miydik ki?” diye sitem etti. Yaşlı adam kaşlarını yukarı kaldırıp başını eğince açıklama yapma gereği duydu. “Şey… Ben yerleşim öncesi tarihle biraz ilgileniyorum da. Bir gün yine benim gibi meraklı yaşlı bir akrabama soyumuz hakkında sorular sorduğumda, bana şöyle demişti, -Ay Bilen, küçüğüm, bir zamanlar hepimiz Sumas’ta yaşıyorduk. Sonra orası herkese dar gelince, bizim boylarımız Sueli’ne göç etmişler.”

Kimon gülümsedi. “Demek adın Ay Bilen,” diyerek devam etti. “Ay ne demek bilir misin?” diye sordu. Kız bilgiç bir halde “Otuz gün, bir de eski sözlükte uydu yazıyor ama…” deyince adam, “Uydu. Doğrusu uydu,” diyerek devam etti. “Aslında Ay, senin dilinde dünyanın çevresinde dönen büyük uydu demektir. Bizim de hetap diye seslendirdiğimiz aynı anlama gelen bir kelimemiz var. Ama ne Sumas’ın ne de Sueli’nin bir ayı yok. Sence neden olmayan bir uydu için bir kelime var hem de her gezegende?” diye sordu.

Kız, “Hiç düşünmemiştim. Gerçekten doğru. Ama neden?” diye soru ile karşılık verdi.

“Çünkü her iki gezegenin halkı da farklı başka bir gezegenden geldi de ondan. Ay adında dev bir uyduya sahip Arz adlı bir gezegen. Bu güne kadar bildiğin, duyduğun, duymadığın tüm insan ırkı Arz’dan gelmiştir.” Adam çok sevdiği bir yemeği yiyormuşçasına tat alarak, coşkuyla anlatmaya başlamıştı. Kızın ilk defa duyduğu bir çok fikir ortaya atıyordu. Ay Bilen sözünü kesmeden dinledi. Adam dört bin yıl önce Zoldra ve Sumas’ın dünyada birbiri ile savaşan iki devlet olduklarını, sonra aralarındaki kavgayı bitirmek için her iki milletin de Arz’dan ayrıldığını, Zoldra’nın başka bir yıldız sistemine, Sumas’lıların ise buraya yerleştiğini anlattı. Sonradan daha güçlü olan Sumas İmparatorluğu ara sıra Arz’a birlikler gönderip oradan zaman içerisinde bazı kavimlerden topluluklar getirterek çevre yıldızların gezegenlerine yerleştirdiğini anlattı. Sueli halkının asıl atalarının Arz’dan üç bin yıl önce getirilen Türk boyları olduğunu, diğer gezegenlerde yaşayan farklı toplumların aynı yöntemle getirildiklerini, en son bin yıl önce bir ada halkının tümüyle getirilmesinden sonra bir daha Arz ile iletişim kurulmadığını söyledi. Adam sözlerini bitirirken “Ta ki, Adnan…” dedi ve söylememesi gereken bir şeyi söylediğini zannederek sustu. Sonra “Her neyse, ta ki Arz’da birileri Sumas gizli vadilerinde yaşayan kadim halkı buluncaya kadar. İki yıl önce Arz’dan Sumas’a iki aktarma daha oldu. Önce senin gibi bir genç kız. Sonra iki aile. Evet bu kadar sadece dokuz kişi. Tam bin yıl sonra sadece dokuz kişi…” diyerek konuşmasını bitirdi.

Ay Bilen, “Herhalde siz de benim gibi tarihe meraklısınız. Bunları nerede okudunuz?” diye sordu.

Kimon “Okumadım. Arz’dan gelen son kişilerden bahsettim ya. Onlarla tanıştım,” dedi.

Kız “Şimdi anlıyorum, diğer dünyalarda neden farklı fiziksel özellikte ve kültürlerde insanlar yaşadığını,” dedi. “Çekik gözlüler, kızıl derililer, siyah derililer, sarı saçlılar ve beyaz derililer. Hepsi birbirinden farklı ama her kültürde temelde aynı olan benzerlikler de yok değil.”

Adam “Sumas’ta sınavı atlatamazsan ne olur?” diye sordu.

“Geri dönüp yönlendiricideki işime devam ederim. Emekli oluncaya kadar,” dedi kız.

Kimon “Bana sormak istediğin bir şey var gibi duruyorsun. Dudaklarını biraz daha ısırırsan kanatacaksın,” dedi.

Kız utanmıştı. Ne kadarda kendini tutsa demek belli etmişti. “Alan Kopyalama!” dedi. Sözcükler ağzından kendiliklerinden dökülmüştü.

Adam anlayışla gülümsedi. “Demek buydu bir saattir yutkunduğun,” diyerek ayağa kalktı. Sonra yapmacık bir mimikle hiç istemediği bir şeyi yapıyormuş gibi, “Sen akıllı bir kıza benziyorsun. Sana Alan kopyalamanın ne olduğunu anlatırsam, evren kentte oluşturduğum ekibe dahil etmem gerekir. Yoksa orada burada söyler, araştırmanın tadını kaçırırsın,” dedi.

Kızın gözleri parladı. “Evren kentteki ekibe dahil etmek mi dediniz?” diye sordu. Birden bire heyecanlanmıştı.

Adam “Önce bir daha söyle bakalım, sen ne konusunda çalışıyordun?” diye sordu.

Kız sanki iş başvurusunda bulunuyormuş gibi “Veri anahtarlama, yönlendirme ve güvenlik denetimi konusunda uzmanım ve örül bağ alt yapısını çok iyi bilirim,” diye cevapladı.

Adam çenesini sıvazlayarak, “Mmm. Çok iyi. Çok iyi,” diye tekrarladı. “Tam ihtiyaç duyduğum yetenek, tam da ihtiyaç duyduğum zaman,” diyerek kızın karşısına oturup konuşmaya başladı. “Sumas’a gittiğinde sınavlara girmene gerek yok kızım. Bu dakikadan sonra benim bilim ekibimdesin. Şimdi iyi dinle sana alan kopyalama ne demek onu anlatacağım.”

Adam ondan sonraki bir saat boyunca, önce alan kaydedicilerin nasıl çalıştığını, çevresini çok iyi kaydeden cihazların geliştirilmesini, Çekirdek Alazı üreteçlerinin icadını, alan kaydediciler ile madde yapıtaşında değişiklikler yapabilen Çekirdek Alazı üreteçlerinin beraber çalışarak, çekim alanları içinde kaydedilmiş cisimlerin, başka mekanlarda kayıt bilgileri yardımıyla kopyalarının oluşturulma çalışmalarının yapıldığını anlattı. Böylece ihtiyaç duyulan maddenin kopyasının çıkartılması ile insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmak üzere olduklarını söyledi. Bundan sonra fakirlik, aynı cihazı tekrar tekrar üreten fabrikalar ve enerji sıkıntısı ortadan kalkacaktı. Hem de yumruk büyüklüğünde iki küçük cihaz yardımıyla.

Ay Bilen hemen atıldı. “Bundan sonra yiyecek sıkıntısı da çekilmez değil mi?” dedi coşkuyla.

Adam biraz düşünceli “Ne yazık ki, kopyalama yaşayan hiçbir şeyi çoğaltamıyor,” dedi. “Bir çok denemeler yapıldı ama mikrop dahil canlı hiçbir varlığı yaşar halde kopyalayamadık. Kopyalandıktan sonra her hücresi ölen bitkiler de yenilemez oldular. O yüzden yiyecekleri geleneksel yol olan tarımla çoğaltmak şimdilik en iyi yöntem.”

Kız “Mmm,” dedi düşünceli bir halde. “Peki şimdi ne durumdasınız?” diye sordu.

Kimon “Daha beş gün öncesine kadar kopyalama işini tam anlamıyla başaramamıştık,” dedi. “Gördüğün o mesaj başarılı kopyalamanın tüm testlerden geçerek mükemmel bir şekilde tamamlandığına dair bir iletiydi. Ben bu sıralar başka bir işle daha ilgilendiğim için ekibin çalışmalarını uzaktan takip etmek zorunda kalıyorum. Şimdi sırada küçültme deneyleri var.” Masayı göstererek “Düşünsene,” dedi. “Şu masayı kopyalayıp, el kadar yapmaya ne dersin?” Kızın anlamsız bakışlarını görünce “Haklısın masa örneği pek yerinde olmadı,” dedi.

Kız “Alan kopyalayıcının kendisine ne dersiniz?” diye sordu. “Belki onu da maşa kadar küçük bir hale getirip beynin bir yerine yerleştirebilir, insanların görüp duyduğu her şeyi kaydetmelerini sağlayabilirsiniz,”

Yaşlı adam, “Sen sandığımdan da akıllı bir kızmışsın,” dedi. “O zaman ne olur biliyor musun?” diye sordu ve kendi sorusunu kendi cevaplamaya başladı. “Aynı zamanda insanın gördüğü her şeyi kaydedip, alan kopyacıları yadımı ile aynısını yapabilmeleri sağlanır. Yani büyücülük bir süre sonra gerçek olabilir kızım.”

Ay Bilen kahkahalarla gülmeye başladı. Nezaketi elden bırakmıştı. Bir ara adamın yüzündeki ifadeyi görünce gülmesi bıçakla kesilmiş gibi durdu. Kimon’un gözleri kapalı olduğu halde, göz bebeklerinin büyüyüp küçüldüğü ve sağa sola hareket ettiği görülebiliyordu. Birden adamın yaşlı bir bunak değil, kafası halen saat gibi çalışan çok zeki biri olduğu gerçeğini kavradı. Göz bebeklerinin hareketi ise uyuyanlarda ve alan okuyanlarda görülen bir durumdu. Oysa adam alan okuyamadığını söylemişti.

* * *

Evrenkent bahçesindeki kümbet benzeri evlerden biri Oroni Kimon’un okul içinde bulunduğu sırada kullanması için ona özel olarak inşa edilmişti. Yaşlı adamın evi Sumas kadim mimarisi ile yapılmış ve döşenmişti. Bulundukları oda, girişin tam üzerinde bulunuyordu. Altıgen odanın beş duvarında dört küçük pencere, bir duvarında ise, odayı çepeçevre kaplayan balkona açılan, iki pencereli bir kapı bulunmaktaydı. Pencereler sert rüzgarlara dayanıklı olmaları için, metal çubuklardan oluşan petek örgü ile dış taraftan korunmaktaydılar. Tavandaki yuvarlak raylara asılı perdeler, duvardan bir adım mesafe içeriden tüm odayı çevreleyecek şekilde örtülebilirlerdi. O perdeler kapandığında oda on beş adım çapında tam bir daire şeklini alıyordu. Kumaş örtülerin üzerlerine kanatlarını açmış ongun kuşu figürleri işlenmişti.

Ay Bilen ve Kimon balkon kapısına uzak köşeye yakın oturuyorlardı. Bu taraftaki üç pencere arasında kalan iki duvar, Sumas el sanatları örnekleri ile döşenmiş raflarla süslenmişti. Yan yana duran üç piramit, bir işlemeli testi, bir kaç küçük el örmesi sepet, bazıları komik görünüşlü hayvan ve insan figürleri ve yarım çember şeklindeki bir düzeneğin içerisinde küresel Sumas atlası bulunmaktaydı. Daha bir sürü küçük ve ilginç yontular vardı.

Onları izleyen biri olsa sohbet ediyor olduklarına kesinlikle inanmazdı. İkisinin de ağzından çıt çıkmıyordu ama mimikleri ile pandomim sanatçıları gibi kıpırdanıp duruyorlardı. Yolcu gemisi ile Sumas’a geldikleri günden bu yana on dört aylık bir süre geçmişti. Bu zaman dilimi içerisinde, Ay Bilen’in uzmanlık alanı olan veri iletimi yöntemlerini kendilerine kılavuz belirleyerek, maşalar konusunda yeni geliştirmelerde bulunmuşlardı. Önceki kullanım yöntemlerinde, aldığı dış verinin beyine iletiminde uyumlaştırıcı görev yapan maşa artık beyinden aldığı verileri, alan kaydedicilerine gönderebilen bir cihaz olarak da çalışabiliyordu. Böylece, şu anda odada bulunan iki kişinin sessiz konuşmalarına imkan verebilen uzaduyum yöntemleri geliştirilebilmişti.

Ay Bilen’in yüzü arada sırada kızarıyordu. İyi ki karşısındaki yaşlı bir adamdı, yoksa kafasından geçenleri denetlemek için daha çok çaba harcaması gerekecekti. Kız birkaç kez uzaduyumu kesmeye yeltenmiş ama adamın çabaları sonucu devam ettirmek zorunda kalmıştı. Düşünceleri karşı tarafa iletmek ve bu sırada aktarılması hoş olmayan fikirleri engellemek gerçekten zor bir işti.

“En iyisi bana aktarmak istemediğin düşünceler ortaya çıktığında ezberindeki bir şiiri oku veya beşten geriye saymaya başla,” demişti Kimon sessizce. Kız öneriye uymuş ve faydasını da görmüştü. Böylece bir süre daha sürdürmüşlerdi içten konuşmalarını.

Sohbetlerinin sonunda kız ayağa kalkarak alan okuyucusunu kapattı ve “Bu çok değişik bir deneyim oldu,” dedi. “Şimdilik, iyi geceler dileklerimi sesli olarak kabul ederseniz çok sevinirim. Yarın görüşmek üzere,” diyerek çıkışa doğru ilerledi.

Adam “Sana da iyi geceler,” dedikten sonra kızın arkasından düşünceli bir eda ile baktı. Kızın alt kattaki dış kapıyı kapadığını duyunca yerinden kalkarak pencereye doğru gitti. Dışarıda esen sert rüzgarın uğultusu duyuluyordu. “Artık gönül dili ile konuşmak mümkün,” dedi kendi kendine zor duyulan bir fısıltıyla. İnsanlığın bu gelişmeyi ve etkilerini nasıl kabulleneceğini düşünmeye başladı. Hiç kolay olmayacaktı.

Murat Yılmaz

murat@gizlivadi.com

One Response

  1. Murat Yılmaz Says:

    Bu hikaye en beğendiğim hikayelerdendir. Kesinlikle ırkçılıkla ilgisi yoktur. Binlerce yıl önce dünyadan götürülen küçük toplulukların bağımsız gezegen medeniyetleri kurmasını anlatır.

Leave a Comment




XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.