Kopyacı
KOPYACI
Her taraf karanlıktı. O gece gökyüzü bulutlu olduğu için, ay yoktu. Sokak lambalarının aydınlatamadığı yerlerde, hafif sisten dolayı, hiçbir şey görülemiyordu. Bu saatte kapısının çalınmış olmasından dolayı Vener’in içine şüphe düşmüştü. Yalnız yaşadığı için kendisini pek ziyarete gelen olmazdı. Zaten bu saatte kimse ziyaret için gelmezdi. Kapının gözetleme deliğinden baktı. Kapının önünde duran uzun boylu, iyi giyimli adamı tanımıyordu. “Sanırım yanlış adrese gelen biri” diye düşündü.
“Evet , Kim o ?” diye seslendi.
“Bay Tese, Lütfen kapıyı açın. İsmim Toron, Aref Toron,”
Vener, kendisine soyadı ile seslenildiği için kapıyı hafifçe araladı. Karşısındakine karşı ihtiyatı elden bırakmadığını açıkça belli ediyordu.
“Bay Tese oldukça uzak bir yoldan geldim. Gerçekten uzak. Müsaade ederseniz ?” diyerek evin içini eli ile işaret etti Toron.
“Bay Toron sizi kırmak istemiyorum ama hiç bir şeye ihtiyacım yok.” diyerek çekingenliğini biraz daha ortaya koydu Vener.
“Konu Çekimsel İletişim ve sadece siz bize yardımcı olabilirsiniz,” dedi adam.
Bu sözler üzerine Vener, kapıyı iyice araladı ve yabancının içeriye girmesine izin verdi. Adam gayet saygılı davranıyordu. Salonun ortasında durarak Vener’in kendisine yer göstermesini bekledi. Toron oturduktan sonra Vener pencereye giderek perdeyi hafifçe aralayıp dışarıya baktı. Tekrar geriye dönünce,
“Herhalde bir aracınız yok ?” dedi.
“Hayır, bir araçla gelmedim.”
“Uzun yoldan geldiğinizi söylemiştiniz. Eğer … ?”
“Bay Tese izin verirseniz hemen konuya girmek istiyorum. Benim niçin burada olduğumu hemen açıklayabilirsem sanırım ikimiz de rahat edeceğiz,” dedi Toron.
“Haklısınız,” dedi Vener. “Buyurun lütfen,”
Toron ceketinin cebinden bir kutu çıkardı. Kibrit kutusu büyüklüğündeki kutuyu açarak önündeki sehpanın üzerine bıraktı. İçinde büyükçe bir jel şekerlemeye benzeyen yarı şeffaf bir şey vardı. Adam ceketini çıkartarak koltuğun arkasına bıraktı.
“Bu gördüğünüz bir ikileyici bay Tese. Büyük kütlelerin çekim alanlarında kullanılıyor. Şu üzerinde gördüğünüz kumanda tuşları yardımı ile istediğiniz cismin kopyasını çıkartabilirsiniz,” diyerek cihazın üzerindeki renkli düğmeleri gösterdi.
Toron daha sonra pantolon cebinden bir madeni para çıkardı ve sehpanın üzerine bıraktı. Seri hareketlerle tuşlara basarken bir taraftan da anlatmaya devam ediyordu.
“Kopyasını yaptığınız maddenin bilgileri hafızada tutulur ve daha sonra kopyaladığınız maddenin istediğiniz bölümünü tekrar oluşturabilirsiniz.”
Son sözlerini söylerken sehpanın üzerinde bir madeni para daha belirmiş yanında bir tane de üçgen şeklinde kesilmiş para parçası oluşmuştu.
“Neler oluyor ? Nasıl bir sihir gösterisi bu ?” diye sordu Vener. Eğilmişti, paralara yakından bakıyordu.
“Elinize alabilirsiniz. Biraz önce cebimden çıkardığım paranın biri aynı biri de bir parçası olan iki kopyasını yaptım.”
“Aşınmalar bile aynı,” dedi Vener şaşırmış bir ifadeyle.
“Eksiksiz olarak kopyalandılar. Hatta kopyalama sırasında üzerlerinde bulunan organik maddeler bile,” dedi Toron.
Vener biraz şaşkın biraz meraklı bakışlarla adamı süzdü. Bir gece vakti evine gelmişti. Üzerinde gizli olarak çalıştığı çekimsel iletişim hakkında konuşacağını söylemiş şimdi de gayet iyi bir sihirbaz gibi gösteriler yapıyordu. “Bekleyelim bakalım daha neler olacak bu gece ?” diye düşündü.
“Bir meyve suyu alır mısınız ?” diye sordu.
“Kendiniz için bir bardak getirmeniz yeterli” dedi Toron.
Vener kendisine bir bardak kuşburnu şurubu aldı ve tekrar oturduğu yere döndü. Bardağı masasına bıraktı. Bir yudum almak üzere uzanacaktı ki Toron’un sesi ile durdu.
“İzin verirseniz bay Tese,” diyerek elindeki ikileyicinin tuşlarına dokunmaya başladı adam.
Bir süre sonra sehpanın üzerinde iki tane bardak duruyordu. Yeni bardağın oluşması birdenbire gerçekleşmişti. Toron sonradan oluşan bardağı alarak bir yudum içti. Başıyla Vener’e içebileceğini işaret etti. Vener de kendi bardağı alarak sevdiği içeceği yudumlamaya başladı.
“Sanırım hikayenize başlasanız iyi olacak,” dedi Vener.
“Evet, yeterince gösteri yaptık değil mi ?” diyerek gülümsedi adam.
Adam elindeki ikileyicinin birkaç tuşuna basarak daha önce kopyalamış olduğu paraları yok etti. Koltuğa oturarak meyve suyundan bir yudum aldı. Anlaşılan nereden başlayacağını hesaplıyordu.
“Bu olaylar başladığında ben 19 yaşındaydım. Üniversiteye yeni başlamıştım. Deneylerle çalışmak her zaman hoşuma giderdi. Bir gün bizim üniversitenin fizik laboratuarında çok yoğun bir madde elde etmek için deneyler yapıldığını öğrendim. İzin almam zor oldu fakat önceleri izleyici olarak deneylere katılmaya başladım.Bu arada laboratuarda yapılan deneylerde asıl amacın, maddeye daha fazla bilgi depolamak olduğunu öğrendim. O laboratuarda bir santimetreküp osmiyum-hidrojen bileşiğine 800 terabayt bilgi depolanabilmişti. Şimdi daha fazla olduğunu biliyorum ama bu söylediklerim on yedi yıl önceydi. Üretilen depolama çubukları hali hazırdaki mevcut bilgilerin yedeklenmesi için kullanılıyordu. Çubukların üretimi uzun ve zahmetli bir işti ve verilerin depolanması aylar alabiliyordu.”
Ev sahibinin önemsemez bakışlarını fark edince, “Meraklanmayın sizinle ilgili kısma geleceğim,” diyerek devam etti.
“İlk oluşturulan yoğun maddelerin çok iyi korunmaları gerekiyordu. Işıktan etkilenmeleri bile üzerlerine kaydedilen verilerin bozulmasına yol açabiliyordu. Bu yüzden soğuk dolaplarda karanlık bir cıva küvetinde saklanıyorlardı. Cıva titreşimleri soğurduğu için oldukça fazla işimize yaramıştı.
Sonradan fark edildi ki, ne kadar korursak koruyalım, maddede yerçekimi yüzünden, istenmeyen veri değişimleri oluşuyordu. Alt tarafına baskı yapan maddenin kendi kütlesi o bölgedeki veriyi değiştiriyordu. Ondan sonra çubuk yönteminden vazgeçerek cıva içerisinde yüzen defter yapraklarına benzer maddeler üretmeye başladık. Ama büyük kütlelerde üretemediğimiz için veri alanı ile ilgili sorunlar oluşmaya başladı. Ayrıca bir derece bile sıcaklık farkı oluşmamalıydı. Değişen ısı yine verilerde değişime yol açıyordu. Bir şekilde çevre koşullarından etkilenmeyen yüksek yoğunlukta ve büyük hacimlerde maddeler üretmeliydik.
Bir gün televizyonda film seyrederken aklıma bir fikir geldi. Uzayda, güneş sisteminin dışında, çekim etkisinin önemsenmeyecek kadar az olduğu bir yerde, kapalı kutu içerisinde muhafaza edilecek maddeler iyice korunabilir ve istenen hacimlerde üretilebilirdi.
Fikrim bir dereceye kadar kabul gördü ve uzayda veri deposu oluşturmak görevi benim sorumluluğuma verildi. Yine de dünyada çalışmalar devam edecekti. Çünkü kaydedilecek bilgilere ulaşmak için saatlerce beklemeye kimsenin tahammülü yoktu. Benim sorumluluğumdaki projede, sadece, uzun zaman bekleyecek ve olası dünya dışı uygarlıklara insanlığın dağarcığındaki bilgileri aktarmak görevi üstlenecek bilgiler depolanacaktı.
Bir ışık saati uzaklıkta çalışmalara başladık. Gidişimiz on altı ay sürdü. Bu on bir yıl önceydi. Şimdi en hızlı gemiler on dört ayda bahsettiğim uzaklığa ulaşabiliyorlar. Uzakdiyar adını verdiğimiz projeye ilk veriyi girmeye başlamamız üç yılımızı aldı. Yanımızda götürdüğümüz dokuz yüz yirmi pentabayt sıkıştırılmış bilgi o sırada dünya üzerinde örülü bilgi ağındaki tüm serbest veriyi kapsıyordu. Bu miktar tüm kayıtlı bilginin milyonda biri bile değildi. Sadece okul kütüphanelerinde bulabileceğin anlamdaki bilgileri götürmüştük. Biz dünyadan ayrıldıktan sonraki toplanan veriler radyo sinyalleri ile ulaştırılıyordu. Biliyorsun bu sinyaller bize bir saat sonra erişebiliyordu.”
Vener “Fizik konusunda epey bilgim var,” diyerek adamı onayladı.
Uzakdiyar’da ilk gidişte otuz kişilik bir personele sahiptik. Orada geçirdiğimiz yedi yılın sonunda ekipten yirmi iki kişi geri dönünce sekiz kişi ile çalışmalara devam ettik. İstasyonda oluşturduğumuz kapalı mekandaki süper yoğun maddeye güncellenen verileri kaydetmek için, gerekli osmiyum daha otuz yıl idare eder diye düşünüyorduk. Fakat yaşanan bir kaza sonucunda hem iletişim sistemimiz zarar gördü hem de hammaddemizin yarısını kaybettik. Zeytin tanesi büyüklüğünde bir meteor yedek osmiyum deposunu parçalamıştı. Dünya ile iletişim kurduğumuz anten de o ünitedeydi.”
Vener’in soğuk bakışlarına cevap olarak “Hızlı bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Birazdan konu anlaşılacak,” dedi.
Vener “Daha iyi olur. Yani hızlı biçimde anlatmanız,” diyerek adamı dinlemeye devam ettiğini belirten bir el işareti yaptı.
“Uzakdiyar’la beraber kaybolmuştuk. Bir süre ne yapacağımızı bilemedik. Sonra kurtulmak için çalışmaya karar verdik. En azından dünyaya mesaj gönderebileceğimiz bir yöntem bulmalıydık. Yeni bir elektronik araç yapmak için hiçbirimizin yeterli bilgisi yoktu. Sadece yoğun madde üreterek o maddeye bilgi depolama yöntemlerini biliyorduk. Ne demişler “Elindeki tek alet çekiç olan kimse her problemi çivi olarak görür.” Sorunu yine kendi yöntemlerimizle çözdük. Ama başarıya ulaşmamız iki yılımızı aldı.”
“Başardığınız belli oluyor,” dedi Vener. “Yoksa bu gece vakti tüm bunları bana anlatamazdınız.”
Adam devam etti. “Biz veri depolama ünitesi oluştururken şu metodu kullanıyorduk. Veri girme işlemi madde oluşturulurken yapılabilirdi. Yeni girdinin adres bilgisini taşıyan bir molekül en, boy yükseklik ve maddenin merkezindeki referans noktasına uzaklık bilgilerini tutar ve böylece üç boyut ve referansa uzaklık bilgileri ile istenen verinin tam yeri moleküler bazda kaydedilmiş olur. Atom tabancaları ile osmiyum-hidrojen molekülleri belirtilen koordinata yerleştirilir. Veri tekrar okunurken yine aynı koordinat bulma yöntemini kullanan gamma ışını tarayıcıları tarafından okunur.
Kaydedilmiş verilerden uzak mesafelere mesaj gönderecek bir cihazın nasıl yapılacağına ilişkin bilgiler edinmeye çalıştık. Bir kaynakta karşımıza anladığımız dilden bir veri çıktı. Üç boyutlu tasarım programları ile hazırlanmış olan ve uzay gemilerinde kullanılan tipte bir iletişim cihazı verileri bulduk. Aynı kaynakta cihazın yüksek frekanslı manyetik alanda ve yoğun radyasyon içerisinde kalitesini koruduğuna dair test sonuçları da bulunmaktaydı. Bu test sonuçları bize, cihazın moleküler seviyede element yapısı ve bu elementlerin üç boyutlu dağılım koordinatlarını veriyordu. Bu bilgi başkaları için fazla değer taşımayabilirdi ama bizim için kurtuluş yolunu gösteriyordu.
İşte tüm geleceği değiştirebilecek olan buluşumuz o tarihten sonra şekillendi. Önce gamma tarayıcısının çalışma prensibinde, referans noktası alanında küçük değişiklikler yaptık. Uzakdiyar gemisine uzun bir çubuk ekleyerek referans kütlesini bu çubuğun ucuna yerleştirdik. Tarayıcı yardımı ile istasyonun moleküler düzeyde tam bir taramasını yapıp bu verileri süper yoğun veritabanına kaydettik.
Sıra yapacağımız iletişim cihazına gelmişti. Hammadde deposunu yeniden oluşturduğumuz atom tabancalarını her molekül için farklı depodan element toplayacak şekilde düzenledik. Sonuç beklediğimizden de mükemmel oldu. Önce geminin bir çok yerinden söküp hammadde depolarına yerleştirdiğimiz parçalar atomlarına kadar ayrıştırılıp saf elementler haline dönüştürüldü. Sonra her bir element atomu referans noktasına göre görev alacağı koordinatta yeni moleküller oluşturmak üzere atom tabancaları tarafından odaklandırıldılar. Birkaç dakika içerisinde iletişim cihazı gözlerimizin önündeydi.
Sevinç çığlıkları içerisinde cihazı çalıştırdık. Ama sıra mesajın gönderileceği adres girilecek olan komuta gelince sevincimiz kursağımıza tıkandı. Karşı adres bilgisi kaybolan çanakla beraber uzayda kaybolmuştu. Yine bir karamsarlığa düştüğümüz dönemde, ekipten Yaman adındaki bir kızın önerisi ile hayatımız kurtuldu.
Gamma tarayıcısı işletmeni olan genç kızın önerisi ile uzayda kaybolan antenimizi aramaya başladık. Var olan yakıtımızla erişemezdik ama tarayıcı yardımı ile moleküler yapısını çıkartabilirdik. Anteni bulduk fakat ilk taramalarımızda yeteri kadar detaylı veri alamadık. Sonra ilk üretimde kullandığımız radyasyon taramasını yapmayı kararlaştırdık. Üzerine odakladığımız gamma tarayıcısı ile antenin güneşe bakan tarafında bir milimetre uzağında, iki boyutlu bir tarama gerçekleştirdik. Burada sadece radyasyon miktarını ve oluşturduğumuz sanal düzlemdeki izdüşümlerini ölçtük. Aynı anda işlemi tam ters tarafında tekrarladık. Elimizde farklı elementlerin farklı miktarlarda soğurduğu ışınım farkını iki boyutlu koordinatta gösteren bir tablo oluşmuştu.
Atom tabancalarının lazer odaklayıcıları ile geminin bir haftalık enerjisini harcayarak, anten üzerinde bir gram osmiyum kütlesi oluşturduk. Böylece dengesi değiştiği için yönü de değişen antenin bir kez daha ışınım taramasını gerçekleştirdik. Bu yorucu ve zahmetli bir o kadarda ince detay araştırması gerektiren işlemleri tamamladıktan sonra Uzakdiyar’da antenin tam bir kopyasını yaptık. Bu arada büyük riske de girdik. Hammadde olarak kullandığımız bazı parçalar yüzünden istasyonda yaşam destek üniteleri arızalandı.
Sonunda kaybolan antenimiz tekrar elimizdeydi ve çalışıyordu. Böylece ilk yaptığımız iletişim cihazına da ihtiyacımız kalmamıştı. Ama onun sayesinde kopyalama metodunu keşfetmiştik. Onu hala saklıyoruz.
Dünya ile ilk konuşmalarımız çok duygu yüklüydü. Hemen dünyaya dönmek için can atıyorduk. Ama temasa geçtiğimiz yerden bize sorulan sorular ve verilen bilgiler kafamızı karıştırdı. Son iki yılda hayatımızı kurtarmak için yaptığımız çalışmalar ile ilgili tüm haberler askeri alana taşınmıştı. Bizden, gönderilen askeri gemiye tüm yaptıklarımızı çalışır vaziyette yüklememizi istediler. İşte tam bu haberden sonra paranoyamız maksimum sınıra ulaştı. Zaten uzayda paranoya her zaman kalbini sıkıştır insanın.”
“Pek fikrim yok,” dedi Vener.”
Adam devam etti. “Cihazları çalışır vaziyette gelen gemiye yükledikten sonra büyük olasılıkla katledilecektik. Böylece bu teknolojik gelişme bir sır olarak hükümet tarafından yürütülecekti. Gemi yola çıktıktan dört ay sonra iletişim antenini çalışmaz hale getirdik. Tüm hazırlığımızı gelecek gemiyi ele geçirmek üzere yaptık. İşin kötü tarafı beklentilerimizde haklı da çıktık.
Şimdi gördüğün gibi karşındayım. Birkaç aydır kimsenin bilmediği bir yerde saklanıyoruz. Hiçbir hükümete bağlı olmadan, tamamen insanlığa hizmet etmek üzere kendini işlerine adamış yirmi bir kişi olarak çalışıyoruz. Pek de yasal olmayan bazı yöntemlerle mali sorunlarımızı da halletmiş bulunuyoruz.” Gülümseyerek cebinden çıkardığı madeni parayı gösterdi.
Vener “Gerçekten etkileyici bir hikayeniz var. Peki benden ne istiyorsunuz ?” diye sordu.
Toron “Gravitokomünikatör” dedi. “Tabii sizinle birlikte,”
Aslında tahmin etmiyor değildi ama yinede Toron’un söyleyeceklerini duymak istemişti. Vener’in evinde, gizlice üzerinde çalıştığı proje kütle çekim ile ilgiliydi. Bu konuya yatırım yapan şirket, Vener’in geliştirmeye çalıştığı cihaz tam çalışır hale gelinceye kadar konu hakkında konuşulmasını dahi istemiyordu. Vener, cihazın bu evde olduğundan, Toron’un haberi olduğunu öğrenince şaşırmıştı. Şirket cihazı Vener’le birlikte ülkenin ücra yerleşim yerlerinden birine göndermişti. Vener henüz bekar olduğundan hiç sorun çıkmamıştı. Hata daha rahat çalışabileceği için bu duruma sevinmişti bile. Ne de olsa kendisini sürekli gözetleyen amirleri olmayacaktı.
Oturduğu kasabada az tanınırdı. Mutfak ihtiyaçlarını telefonla sipariş eder, dışarıya çıktığında da genellikle kasabada tek olan sinemaya giderdi. Şu ana kadar kendini iyi korumuştu.
Üzerinde çalıştığı Gravitokomünikatör veya kendi verdiği isimle kütlesavan büyük cisimlerin kütle çekiminden etkilenmeyen bir alan içerisinde bağımsız kütle çekimler oluşturmak üzere tasarlanmıştı. Bu, Vener cihaz üzerinde çalışmaya başladığında, hali hazırda çalışan bir özellikti. Vener’in asıl uğraştığı konu cihaz içerisinde kütlesi sürekli değişen yoğun maddelerle çalışarak eş zamanlı iletişim metodu oluşturmaktı.
Son hafta çok iyi bir gelişme yaşamıştı. Azerbaycan’dan gelen kargodan basketbol topu büyüklüğünde küre şeklinde saydam bir cihaz ve bu cihazla beraber çalışacak elektronik aletler çıkmıştı. Vener ihtiyacı olan bu cihazı, şirketten sipariş etmiş sayılırdı.
Altı ay kadar önce kütle değişiminin eş zamanlı iletişim için elzem olduğunu keşfetmişti. İletişimin gerçekleşmesi için iki seçeneği vardı. Ya kütleler arası uzaklığı sürekli değiştirecekti -çünkü çekim gücü aradaki mesafenin karesi ile ters orantılıydı, ya da iletişimde kullanılan maddelerden birinin kütlesi sürekli değişecekti. Mesafe değişimi çok zor bir işti ve ölçümlerde pek verimli sonuç vermiyordu. Kütle değişimi ise hem çok verimli sonuç veriyor hem de ayrı bir ölçüm mekanizması gerektirmiyordu. Hem de eş zamanlı bir veri değişimi oluşturabiliyordu. Zaten galaksinin çeşitli yerlerine serpilmiş pulsarlarda benzer bir durum doğal olarak gözlenebiliyordu.
Şirkete gönderdiği isteğinde yapay bir puslar yapmalarını istemiş ve bunun atomlarında nötron miktarını değiştirebilecek bir ek donanım sipariş etmişti. Bu cihazın yapılıp yapılamayacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu ama şirketin talimatları bu yöndeydi. Ne gerekliyse istenecekti. İsteğin gerçekleştirilebilir olup olmadığı şirket tarafından yorumlanırdı. Vener yapılamaz olarak düşündüğü bir çok cihazın siparişinden bir hafta sonra elinde olduğuna çok defa şahit olmuştu.
Şimdi ise, cihazın varlığını bilen ve mantıklı açıklamalarına yaptığı sihirbazlıklarla delil gösteren Toron ile konuşuyordu.
“Bende olduğunu nereden biliyorsunuz ?” diye bir soru daha sordu Vener.
“Çünkü. Cihaz size doğru kargo ile yola çıktıktan sonra onu yapan kişi bizim ekibimize katıldı,” diye cevapladı Toron.
“Ve benden cihazı da yanıma alarak sizin grubunuza katılmamı istiyorsunuz,” diye tahmin yürüttü Vener.
“Sizi davet ettiğimiz doğru. Ama cihazı yanınıza almanıza gerek yok,” diyerek cebindeki şeffaf cihazı gösterdi Toron.
“Peki gelmek istemezsem ?” dedi Vener.
Aslında içinden Toron’la beraber gitme isteği duymaya başlamıştı. Uzun yıllardır yalnız yaşamasından kaynaklanan herkese ters davranışlar gösterme alışkanlığının önüne geçemiyordu.
“Nilenay’ın sizi beklediğini söylesem ? İki ay önce katıldı aramıza. Eğer gelmekte tereddüt ederseniz kendisinin selamını ve sevgilerini gönderdiğini söylememi istedi benden,” dedi Toron.
Vener’in gözleri parladı. Toron bu ışıltının anlamını hemen anladı. Vener daha bir şey söylemeden şeffaf tarayıcısını masanın üzerine koyup tarama işlemini başlattı.
“Haydi hazırlanın bay Vener,” diyerek elini gözleri yaşaran adamın omzuna koydu. “Fazla bir şey almanıza gerek yok tarayıcı tüm ev içeriğini tarayacaktır. Tüm ihtiyaç duyduğunuz eşyalar yeniden oluşturulabilir. Bu arada benim cihazların bulunduğu odada yapmam gereken bazı işlerim var,” diyerek cihaz odasına girdi. Daha önceden ezberlediği şekilde bazı fiziksel değişiklikler yaptı ve bilgisayar programında bazı temel fonksiyon farklılıkları oluşturdu. Yaptığı değişiklikler, sonradan bu proje üzerinde çalışacak olan kişileri yanlış bir yola sevk edecekti.
“Birilerinin yeniden yapmaları zor olacak. Herkes sizin bilinmeyen bir şekilde ortadan kaybolduğunuzu düşünecekler,” diyerek Vener’e açıklama yaptı.
“Son bir soru daha,” dedi Vener. “Neden bu zamanı beklediniz ?”
“Bir kere kopyalama cihazlarının ihtiyaç duyduğu hammadde sorununun çözülmesi gerekliydi. Bu da size geçenlerde gelen küre ile halledilmiş oldu. Proton ve nötron sayıları değiştirilerek elementler arası geçiş yapılabilir artık. Anlayacağınız simya ilmi yeniden keşfedildi…” Konuşmalarına devam ederken kapıyı kapatarak evden çıktılar. Daha sonra sözleri duyulmaz oldu.
Murat YILMAZ